Özgürlüğüm

Finallerim başladı. Hayat harıl harıl hatta patır kütür geçiyor bu günlerde. Değil yazı yazmaya, kafamı kaşımaya vakit bulamadım. Ama yazmak en sıkışık zamanımda bile en büyük özgürlüğüm. Peki özgür olmaya nasıl karar verdim?

Zaten hep özgürdüm ben. 15 yaşında hayatta ilk defa başardığını görmüş, güzel mi bilmem ama gözlerinin içi gülen bir kız çocuğuydum. Kadın olabilmek için can atıyordum. Kocaman hayallerim vardı, geceleri uyumadan hayallerime sığınır, ertesi gün biraz daha çalışmak için kendimi motive ederdim. Önce bu dünyaya doğruyu getirmek istedim. Bunu oldukça bir zaman hayal edip, o kadar büyüleyici bir kadın olduğuma inanmadığımda daha ufak bir şey hayal ettim. İyi olmak. Ve herkese iyiliğin var olduğunu ispatlamak. Çünkü ne kadar çok kişi bilirse hala birileri iyi, o kadar umutlu bir dünya olacaktı buna inanıyordum. Hala inanıyorum.

Ben sevmem kolayı. Kolay, çabuk tükenir benim elimde. Dedim ki kendime, ben insanlara yardım etmeliyim, doktor olmalıyım mesela, sonra fikrim değişti ve hakim olmaya karar verdim. Ondan da vazgeçtim. Hayatımın o aşamalarından geçerken asla benim ondan bir adım ötede duramayacağıma beni inandıran ve bunun üzerine hayallerimi manipüle eden bir erkek arkadaşım vardı. İlk erkek arkadaşım. İlk dışarıya atılmış adımım. Çok klasik bir hikaye değil mi? Bir erkeğin egosu bir kadınınkiyle çarpıştı ve kadın öyle tecrübesizdi ki bunu aşk sandı.

20 yaşına kadar çoktan benzer hikayeler ile egale edilmiştim. Kendim hediye ediyordum üstelik, adeta marifetmiş gibi özgürlüğümü. Aşk buymuş gibi. Bunun ne saçma olduğunu anladığımda ve ben gerçekten özgür bir kadın olacağım dediğimde 21 yaşındaydım. Henüz kıpır kıpır olan fikirlerim oturduğunda ise de 22 yaşındaydım. Sonra, sonrası hala konuşamadığım ve belli ki yazamadığım bir hikaye. Sonunda bir kalp, ne istediğimden haberdar, bana yardım edeceğine ve tek düşündüğünün benim “olmam gerektiği KADAR güçlü bir kadın” olmamı sağlamak olduğuna beni inandırdı. VE BEN de olmam gerektiği kadar güçlü bir kadın oldum. Ne zaman ki olmam gerekenin daha uçsuz olduğunu içimde hissetmeye başladım, ki o uçsuz bucaksız yol benim yalnızlığımdı, o zaman altın kafesimi geride bıraktım. Hayat bir nefesti aldığım kadar, hayat bir kafesti kaldığım kadar.

Ben yalnızlığımın yolunda önce çok korktum. Yalnızlığımdan korktum. Ama bir kafesten başka bir kafese girmekten de çok korktum. Ayaklarım değil yere basabilsin, yerin ne mesafe uzakta olduğunu bile kestiremiyordu. Durdum. Ve serbest düşüşümü izledim. Dibe vurmak dediler belki, ben yeri hissetmek ve kendime kavuşmak olarak nitelendiriyorum bu düşüşü. Önce kendi bilincimin yuvasını bulacaktım ki sonra özgürce uçmayı Vaad edebilecektim kendime.

Şimdi, şimdi neredeyim bilmiyorum. Ama kendimdeyim bunu biliyorum. Ve belki de kendimi hayatımda hiç olmadığım kadar kendimde, bir o kadar da özgür hissediyorum.

Hiçbir şeye değil belki ama sadece buna sahip olmak bile erdemli geliyor bana.

“Erdem talepleri düşkünden geldiğinde, hiç değilse erdemin bir bedeli olduğunu biliriz.” Eğer özgürlüğüm benim erdemimse, bedelini ödedim. Şimdi tadını çıkarıyorum sadece.

Sevgilerimle,

Tules.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s