ilk canlı yayın

Aşka düştüm diye bazı şeyleri yazmayı atladığımı fark ettim. Mesela ilk canlı yayınım.

22 Ekim pazartesi günü bir kaynaktan aldığımız haber üzerine Sultangazi’de bir otoparkta yaklaşık 10 gündür park halinde duran Suudi Konsolosluğu’na ait aracı görüntülememiz gerekiyordu.

Basın danışmanlarını haberdar ettikten sonra polise sevk edildi. Dolayısıyla elimizde sabahtan çektiğimiz gizli görüntüler kaldı sadece.

Saat 3’e doğru şefim canlı yayın Odak Nokta’sı programına bağlanacağım konusunda beni bilgilendirmişti. 4 buçukta çıkacaktım ve hazırlanacak yeterli zamanım vardı.

Hemen aklımdakileri toparlayıp, olayın gidişatını bir kağıda yazdım. Sonra da başladım ezberlemeye…

Aslında her zaman bunun yanlış olduğunu bilinir ve söylenilir. Ama daha o zamandan o kadar heyecanlanmıştım ki bu ilki hem de böyle büyük bir haberde yaşayacağıma aklımdan sadece söyleyeceklerimi önceden kesinleştirmem gerektiği vardı.

Bir kaç tekrardan sonra ezberledim de. Ama sanırım bu en son korkmam gereken şeymiş.

Zaman yaklaştıkça stresimi alsın diye bana içirdikleri bir milyon çay ve sigaranın da etkisiyle kalp çarpıntım giderek artıyordu.

Ve o zamana yaklaştık.

Olay yeri artık sanki sabahtan beri beklediğimiz yer değildi. Polis ekipleri etrafı şeritlemişti. Ve bizden sonra bir çok başka haber kanalı, ajanslar da etrafı sarmıştı.

Üstelik bir de meraklı vatandaşlarımız vardı ki bir kısmına şimdi teşekkür edeceğim. Beni yayından önce haylice motive ettiler. Sağolsunlar.

Kulaklığımı taktım. Stüdyoya bağlandım. Ses denemesi yaptım. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10. Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma.

Elim mikrofonu tutarken titremesin diye sımsıkı göğsüme yaslanmıştı. Şef eğer sesin titremesini çaktırmamak istiyorsan bağır dedi.

Umarım sesim titremez ve bu tiz sesimle bağırmak zorunda kalmam diye düşündüm içimden çok kısa bir an. Ve sanırım bu beni daha çok heyecanlandırdı.

Sesimi hiç düşünmemiştim. En az problem yaşadığım şey oydu belki de. İnşallah sözlerimi unutmazdım.

Şimdi sıra şefim Mustafa Yıldız’ın beni yayına almasındaydı.

Ve söz muhabir arkadaşımız Tules Obuter’de dedi.

İlk 3 cümle kolaydı. Olayı olabildiğince anlattım.

Sonra bir şey oldu. Neyse ki 3 saniye sürdü sadece. Ama hayatımdaki belki de en zor 3 saniyeydi.

Tıkandım.

Ne söyleyeceğimi unuttum.

Gözüne ışık tutulmuş tavşancık gibi kalakaldım.

Ve o an,

O an içimden sadece şunu düşündüm. Bu ilk işimdi. Ve eğer bunu yapamazsam bir dahakinde daha çok heyecanlanacak ve sonsuza dek o korkuyu içimde taşıyacaktım.

Yenmek zorundaydım.

Başa çıkmak zorundaydım.

Saçma da olsa konuşmaya devam etmek zorundaydım.

Ve tuhaf ilahi bir güçle bir cümle daha kurdum. Sonra tekleyerek bir cümle daha.

Derken olması gereken oldu. Anlatılacakların tümü bitti.

Ve ben kendimce ilk canlı yayınımda çok da kötü olmayan bir performans sergiledim.

Hemen kameramanım Murat’a sordum. O benden çok daha tecrübeliydi. Hasar tespiti ancak o yapabilirdi.

Ne kadar kötüydü, diye sordum.

O da beni gerçekten rahatlatacak bir cevapla kötü sayılmayacağını söyledi.

O anda buna inanmak zordu.

Ama sonra farkettim ki gerçekten de konuşmaya devam edemeyebilirdim, korkup kaçabilirdim, hatta gülme krizi bile tutabilirdi.

Ama bunlardan hiç biri olmadı.

Eve dönüş yolunda annemle babamı aradım ve sevdiğim işi yapmamı sağladıkları için, beni okuttukları, eğittikleri için teşekkür ettim. Ve artık merak etmeyin sanırım kıvırıcam, dedim.

Önce şükürler olsun,

Sonra da sanırım sahne korkumu yendim müjdesiyle,

Sevgilerimle,

Tules.

 

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s