bir gazel

“ Küfr-i zülfün salalı rahneler îmânımıza Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perîşânımıza (Saçının kafirliği (ya: karalığı)  imanımızda gedikler açtığından beri, kafir bile bizim perişan halimize acır oldu.)  Seni görmek müteazzir görünür böyle ki eşk Sana baktıkça dolar dîde-i giryânımıza (Seni görmek imkansız oldu, öyle ki, sana baktıkça ağlayan gözümüze kanlı yaşlar doluyor.)  Cevri çok eyleme kim […]

Siz hiç öldünüz mü?

Bazen konuşamadıklarıma kızıyorum kendimde. Sakladığımdan değil, bilmediğimden kalbimdekinin yerini. Belki de öyle derine sakladım ki bazılarını ben bile bulamıyorum. Belirtmeliyim ki şimdi mutluyum. Ama ben öldüm. Kendi kendimi gömdüm ben. Baktım dünyadaki yerime şöyle. Rahatlatıcıydı. Sonra kutladım dünyadaki, kendimdeki yokluğumu. Yoktan var etmek bile kolay sayılır. Siz hiç vardan yok ettiniz mi? Ya hep ya […]

günaydın

” Ayrılık ne biliyormusun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte. İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık! İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söylecek kimsesi […]

gecenin şiiri

” Tüfeğini depoya koydular, Esvabını başkasına verdiler. Artık ne torbasında ekmek kırıntısı, Ne matrasında dudaklarının iz; Öyle bir rüzigâr ki, Kendi gitti, İsmi bile kalmadı yadigâr. Yalnız şu beyit kaldı, Kahve ocağında, el yazısiyle: “Ölüm Allahın emri, Ayrılık olmasaydı.” ” Orhan Veli, Kitabe-i Seng-i Mezar, Eylül 1941, İnsan

Deniz

Denizi ne çok severim. Havasını ayrı, suyunu ayrı. Şimdi bir dal sigara, bir bardak soğuk kahve, inanıyormuş. Ben de inanıyorum, hayata, cana, canana, her nefese. Denizse bir ayna, sende duranı sade sana anlatan. Ilık bir rüzgar, o ürperti. Bu gün biraz romantiğim. Böyle havalarda özlüyor insan sevmeyi. Ve sevilmek. Ne dengesiz bir mutluluk. Ve yeşil, […]